Artemis fırlatması başarılı şekilde gerçekleştirilmiş durumda ve roket aya doğru yolu yarılamış durumda. 50 yıldan uzun süre boyunca gidilmiş en uzun mesafeyi kat edecek olan Orion ünitesi liderliğinde başlayan programda 2030 yılına doğru kalıcı olarak Ay’da yerleşimler kurulması hedefleniyor. Bir süredir bu projede yer alan şirketlerin hepsinin gövde gösterisi ve geçit töreni tadında paylaşımlar yaptığını görüyoruz. Redwire şirketi sensörlerinden görülen Dünya fotoğraflarını yayınlıyor, Lockheed Martin ürettiği kabinin etrafından videolar paylaşıyor, Rocket Lab solar panelleri ile desteklenen üniteleri gösteriyor.
Burada piyasa açısından yaşanan değişim aslında önceki video ve yazılarda konuştuğumuz üzere piyasanın Low Orbit ve SpaceX üzerinden şekillenen Mars odağının Ay tarafına doğru kaymış olması. Rocket Lab ve ASTS gibi şirketleri cömertçe ödüllendiren piyasanın Intuitive Machines gibi şirketleri gözden kaçırdığını daha önce tartışmıştık ve şu anda bu tarafa yönelim artıyor gibi görünüyor. Önümüzdeki süreçte Firefly Aero, Intuitive Machines, Redwire ve Voyager şirketlerinin biraz daha popülerleştiğini göreceğiz diye tahmin ediyorum. Nasa’nın bütçeleri konusunda çok fazla tartışma oldu ve Golden Dome gibi projeler için de zamanlamanın belirsizliği çok tartışıldı. Bugün ise artık yalnızca uzay için değil, klasik savunma alanlarında da bütçenin geçeceğine dair birçok uzman ikna olmakta. Önümüzdeki diğer engel, o paranın ne kadar hızlı üretime döneceği tarafında olacak, AI tarafında gördüğümüz sıkıntılar aslında ABD için bir başlangıç, sanayinin tüm alanına yayılması, savunma sanayi üzerinden gerçekleşiyor. Havacılık tarafında parça sorunları, gemi tarafında aşılamayan engeller derken yeni bir endüstrileşme sorunu ile karşı karşıyayız.
Buraya kadar aslında genelde tartıştığımız konular ancak madem fezaya çıkıldı, bu sorunların önüne nasıl geçilebilir konusunda da bazı fikirleri masaya yatırmak abesle iştigal olmaz. Üretim tarafında bugün gördüğümüz sorun ve Çin’in güçlü olduğu alan temelinde kompleks materyelleri üretme uzmanlığı ve yüksek ölçek ile üretme gücü üzerine kurulu. Gemicilik tarafı aslında ABD’nin ölçek kanadında sorunlar yaşadığı ve sermaye yoğun bir iş, havacılık tarafında ise parçaların komplike olması hedeflere yaklaşılmasını engelliyor. Bir benzerini uzay projelerinde de görüyoruz. Çok fazla materyelden oluşan ve metalurjik olarak uzaya çıkıldığında farklı tepkiler veren parçalar ciddi bir esnek üretim ve simülasyon istiyor. Velo3D’nin ve 3D printer üreticilerinin bu konudaki önermesi, bu esnekliği ve parça kompleksliğini yenebilecek üzerine kuruluyor. Son dönemlere kadar bunun çok fazla gerçekleştiğini görmüyorduk çünkü ölçeklenmekte sorunlar yaşanıyordu ancak bir süredir Çin’deki tesislere de baktığımızda yüksek bir optimizasyon ve simülasyon kullanımı ile bazı engeller aşılabilir, uzay ve havacılıkta gereken eskiye göre çok daha kompleks materyeller ise 3D printerlar için bir avantaj sağlıyor. Bugün Rocket Lab, SpaceX gibi şirketlerin birçok parçasını 3D printerlar ile ürettiğini görüyoruz ve tartışma ne kadar kritik materyellerin üretildiği üzerine, hepsi değil belki ama aşama aşama kazanımlar var.
Çin tarafına baktığımızda ise son dönemde 3D printer fabrikalarının çıkmaya başladığını görüyoruz. 3D printerlardan oluşan hatlar oluşturuluyor ve aslında seri üretim klasik makinelerden bu alana taşınıyor. AI tarafında gördüğümüz gelişmeler 3D printerların reaksiyonlarını ve çıktılarını anlamaya yardımcı olurken simülasyon tarafına verdiği katkılar sayesinde ana tasarımlar daha az değiştirilerek gerçek hayata dökülebiliyor. Bu özellikler keskinleştikçe CNC gibi üretim hatlarından daha esnek ve benzer ölçekte ürünler çıkarılabiliyor, şimdilik niş parçalar için dramatik farklar yaratılıyor ancak zamanla bu durum diğer ürünlere de yayılabilir. Talepler artık çok daha hızlı değişiyor.
Velo3D’nin enteresan bir stratejisi var, RPS denen bir projeleri mevcut, bu proje ile tamamen dikey entegre şekilde müşterilerinden talepleri alıyorlar üretimler yapıyorlar. Materyel olarak portföylerini genişletiyorlar ve müşterileri için yüksek sermaye harcamalarını kolaylaştırıyorlar. Aslında üretimin Cloud’u olmak hayali de denebilir. Biz bu hayalin ilk aşamalarını sağlık sektöründe Cloud laboratuvarlar olarak görüyorduk, herkesin aklındaki deneyi yapabileceği robotik ile genişletilmiş birer laboratuvar. Üretim için de ful esneklik ile benzerini denemek istediğini görüyoruz Velo’nun. Elbette bilançosu sorunlu olan bir şirket ve batma konusu çokça gündeme gelmişti ancak kredi kanallarında daha önce konuştuğumuz esnemeler ve talep tarafının, AI destekli olarak çok daha destekleyici hale gelmesi, uzay teması için beklenmedik bir kazanan yaratabilir.
Ancak tek kazanım uzay ve savunma sanayi olmayacaktır. Enerji tarafında baktığımızda şirketin orada da bir ayak izi edindiğini görüyoruz. Önceki yazıda gridler ve enerji ekipmanlarının kompleks gelişimine odaklanmıştım, şirket aslında diğer endüstrilerde gördüğü fırsata burada da sahip olduğunu gösteriyor. Bugün yapacakları sermaye arttırımlarının tamamen talebi karşılamak için yapılacak kapasite artışları için olacağını belirtiyorlar. RPS bugün %10 civarında bir gelir yaratıyor ve kar marjı %40-60 arasında değişiyor şirketin beyanlarına göre, normal makine satışlarında da software desteği sunuyorlar kendi IP’leri ile ve orada da %30-35 civarında bir karlılık mevcut. RPS’in payının katlanarak gideceğini düşünüyorlar ve bunun için coğrafi olarak da genişleyen bir hat kuruyorlar. Kolay bir yol değil, engeller çok olacaktır ancak buradan yeni bir üretim metodu, AI’ın tam desteğini gösterebileceği bir yere gelindiği görülürse Çin-ABD rekabetinin ana sahası olan yeni üretim devrimi teması gündeme gelebilir.
Utku Oktay Acundeğer



















