Sonunda SpaceX bilançosu geride kaldı ve artık şirket için ben de hayal kurmaya başlayabilirim. Bilançosunu konuşmadan önce uzay tarafında bir bağlam oturtmamız gerektiğini düşünüyorum, uzay derken aslında altyapı ve jeopolitik olarak tam olarak neyi konuştuğumuzu bilmeliyiz. Rekabet tarafını doğru konumlandırmadan ve operasyonel olarak önemli konulara değinmeden uzay konusu “havada kalacaktır”.
Uzay altyapısı, özellikle robotik tarafını ölçeklendirebildiğimizde ve AI’ın üretim devriminin olgunlaştığı dönemde karşımıza çok farklı bir bağlamda çıkacak, enerji üretiminden dijital altyapıya ve ekonominin yerkürenin sınırlarında sıkışmasından mütevellit ihtiyacı olan alana uzayda ulaşacağız. Bu nedenle dünya dışında bir egemenlik kurmak, yarının en önemli konusu olacaktır, AI’dan bile önemli, çünkü AI tarafının hardware bağımlılığı yarın uzaydan sağlanacak. Enteresan olan ise uzayın hem aklımızın alamayacağı kadar büyük hem de operasyon olarak düşündüğümüzden daha ufak olması. Bu nedenle aslında bir yer kapma kavgası yıllar önce başladı ve oldukça hızlanarak devam edecek. Bu kavgayı anlamak, SpaceX’in gerçek değerini konuşurken aklımızdan çıkmamalı.
Uzaya nasıl çıkılır? Öncelikle uzaya çıkmak ve dünyayı belli bir uzaklıktan takip edebilmek için ihtiyacımız olan iki şey var, birincisi tabi ki fırlatma hızı, ikincisi ise delta V. Delta V’yi şöyle düşünelim, devasa bir dağ var ve onun tepesindeyiz, bu dağ atmosferin sınırlarını zorlayacak kadar yüksek olsun, elimizde bir top var, topu sağa doğru fırlatıyoruz, yavaşça atarsak birkaç metre yanal hareket edecek ve sonrasında yere inecektir. Eğer daha hızlı atarsak biraz daha sağa gidecek ve sonrasında yine yere düşecektir. Ancak dünya yuvarlak olduğu için, eğer gereken kadar hızda atış yapabilirsek sürekli olarak aşağı doğru kırılan yerçekimi kuvveti ile dengeli bir ilişki kurabiliriz ve uzun bir süre dünyanın etrafında yerçekimi sayesinde yuvarlak çizebiliriz. Bu, delta V’nin tanımı. Belli bir yüksekliğe çıktıktan sonra dünyanın yer çekimi kuvvetinin o yükseklikteki etkisi ile uyumlu bir hızda dönebilirsek dünyanın etrafında yörüngeler çizmeye başlıyoruz, bu hız, yükseldikçe yer çekimi etkisi düşeceği için düşen bir hız. Delta V’den yola çıkarak, şu soru soruluyor; acaba bizim tam yer çekimi ile uyumlu döneceğimiz ve dünyadaki sabit bir bölgeyi sürekli görebileceğimiz bir hız olabilir? Evet olabilir, 35,786 km. Dünyanın merkezinden 35,786 km uzaklaştığınızda, yerçekimi ile uyumlu hızda kendinizi tutarsanız, dünyadan hiç yer değiştirmiyormuş gibi görünebiliyorsunuz. Bu uzaklıktaki dairesel harekete GEO deniyor. GEO orbitali, uzaktan dünyayı gözlemlemeye yarayan yörünge. Tahmin edersiniz ki dünyaya yaklaştıkça gereken hız yerçekimi nedeniyle artıyor, dünyaya yakın bölgede konumlandığınızda ise daha hızlı hareket etmeniz gerekiyor ve artık dünyanın çevresini dünyadan daha hızlı hareket ederek tamamlıyorsunuz. Dünyaya yakın yörüngelere ise LEO deniyor. Kavganın fitili de LEO üzerinden ateşleniyor.
LEO, hızlı hareket ettiğiniz için çok fazla uydu bulundurmanız gereken bir yörünge, GEO ve LEO’nun operasyonel farkı tahmin edileceği üzere büyük. GEO, daha geniş bir alanı kullanabiliyor fakat hassasiyet ve veri gecikmesi daha yüksek, LEO ise daha dar alanları daha hassas gözlemleyebiliyor ve bugünün veri aktarımlarında hayati bir rol oynuyor. İkisi arasındaki bir diğer fark da, GEO’nun tam ekvator etrafında konumlanıyor olmasıdır, ekvator etrafında konumlandığınız için ve dünyaya göre asılı kalıyor olduğunuz için operasyonel alanı yalnızca boylam farkları belirleyebiliyor, ancak LEO’da ekvatoru farklı açılarla kesen yörüngeler çizebiliyorsunuz ve operasyonel alan çok daha geniş. LEO’nun bu genişliği ve kullanışlılığı, çok daha dinamik bir ekosistem yaratma zorunluluğunu beraberinde getiriyor, farklı açılar ile ekvatoru kesen iki adet orbitalde faaliyet gösteren sürü halinde dizilmiş uydular düşünün. Her iki orbitalde de birbirini takip eden 20’şer tane uydu olsun, bu uydular, çizgilerinin açı farkı nedeni dünyayı turlarken 2 kere kesişmek durumunda kalırlar, bunun bir de 20’şer uydulu olanını düşününce sanırım ne dediğim anlaşılıyor.
LEO tarafına döneceğiz, şimdi bu LEO’daki konumlanmanın operasyonel kısmına bakalım. Esas olan aslında veri aktarımı ve frekans türleri. Sürekli olarak hem birbiri ile konuşan hem de dünya ile konuşan uydular, farklı frekanslarda faaliyet yürütmek durumundalar ve bu süreç düşman saldırılarına oldukça açık bir süreç. LEO, çok hareketli olduğu için, takım yıldızınıza bir roket atılabilir ve komünikasyon zor olduğu için bu roketi kimin attığını bilemeyebilirsiniz, bir uyduya zarar vermek, küçük parçalar dağıtacağı için birbirine yakın seyir izleyen diğer uydulara zarar verebilir ve ciddi operasyonel hasarlara yol açabilir. Günün sonunda eğer bir bölgede spesifik olarak daha net bir veri istiyorsanız, takım yıldızınızdaki bir uydu biraz daha yaklaşabilir ve o bölgeye yakından bakabilir, sonrasında tekrar takım yıldızında yeni bir yer alabilir. Bu operasyonu tamamen zarar uğratmak mümkün. Takım yıldızının olmasa bile özellikle askeri ve stratejik veri ileten uydular, hedefe çok açık hale gelebiliyorlar ve hasar tespiti çok uzun sürebiliyor, kimin yaptığı ise oldukça muğlak kalabiliyor. Hasar vermenin tek yolu uyduyu vurmak da değil, frekans bozucular, lazerler vs kullanarak da veri iletimine zarar vermek mümkün, Coherent ve Lumentum gibi şirketler için uzayın büyük bir piyasa olacağını düşünüyorum ancak SpaceX burada da in house üretim yapıyor. Buraya da tekrar döneceğiz.
Tüm bu süreçlerin olmazsa olmazı ise yerüstündeki operasyonel gücünüz. Fırlatma kapasitesi, fırlatma tesislerinin sayısı, uydu ve yedek parça tedarik hatları çok önemli. Veriyi tek bir kaynaktan tek bir kaynağa göndermenin de riskleri var, kolay açık olmak gibi, bu nedenle fazla yerden veri alışverişi sağlayabiliyor olmak çok önemli. Tam burada, konuştuğumuz LEO ve GEO sistemlerinin en kritik unsuru olan ekonomik kısma geçiyoruz. Tüm bu süreçleri maksimum kullanabilmek istiyorsanız, fırlatma rampası tarafında esnek olabilmeniz gerekiyor, aksi takdirde uzay üstleriniz çok açık hedef olarak kalabiliyor. Tüm bu uzayda gerçekleşen süreçlerde hem radyo frekansı riski hem de uydu riski, ancak daha fazla uydu bulundurmak, daha fazla merkezden veri almak ve göndermek, daha az stratejik varlık bulundurmak ile mümkün olabiliyor. Buradan da iki sonuç çıkıyor; LEO düzeyinde orbital hakimiyeti, uydu fırlatma kapasitesi.
SpaceX, dünyanın tüm geri kalanından daha fazla uydu fırlatıyor, Starlink sayesinde dünyanın en geniş frekans hattı onların elinde ve herkesten hızlı büyümeye devam ediyor. Fırlatma tarafında fırlatma rampası sayısı olarak lider olmasının yanı sıra Falcon 9 roketi sayesinde en ekonomik fırlatmayı da gerçekleştirebiliyor. Bir roketin delta V’ye ulaşması için Tsiolkovsky’nin roket denklemi kullanılıyor, bu denkleme göre ya yakıt verimliliği daha yüksek olmalı, ya da daha fazla yakıt boşaltabilmelisiniz. Tüm mesele yakıtın boşaltılması ve verimliliği üzerinden olduğu için, ağırlık yapmaması adına yakıtların ağırlığının %90 kadarı yakıttan oluşuyor ve bu da hem fırlatılan roketlerin dayanıklılığını (radyasyon vs.) azaltıyor hem de taşıma kapasitesini düşürüyor. Roketler atmosfer dışına çıktığında bu nedenle bir modüllerini bırakıyorlar, bu bırakılan modül, yer çekimini yenmek için gereken itki kuvvetini yaratan parça. Falcon9 ile SpaceX’in yaptığı devrim de tam olarak burada, fırlatma parçasını tekrar kullanılabilir hale getirdiler ve bu sayede yaklaşık %70 civarında düşük maliyet ile roket fırlatabiliyorlar. Starship ile birlikte zaten açık ara lider oldukları yük taşıma konusunda da devrim yapacaklar. Bu altyapı avantajlarını beraber değerlendirdiğimiz SpaceX için aslında LEO’nun sahibi desek yeridir. ABD’nin en büyük stratejik varlığı bugün SpaceX, AI uyduları ve Starlink uyduları sayesinde LEO’da benzersiz bir bant genişliğine ve hacme sahipler, yük taşıma konusundaki güçleri nedeniyle bu avantajları büyüyerek devam ediyor.
Gelelim bunları neden anlattığıma. ABD’nin Çin ile arasındaki fark, tamamen SpaceX kaynaklı bir fark ve aslında Starlink, sadece bir mobil cihaz hizmeti değil, askeri olarak stratejik bir varlık ve LEO’nun hâkimi. Yakın zamanda NASA ile SpaceX arasındaki yakınlaşma da hızlanacaktır. Muhtemelen SpaceX fırlatma rampalarını devletin koruduğu bir yapı olacak SpaceX. Frekans tarafında ise bilanço açıklamasında da gördüğümüz gibi, uyduların birbirleri ile lazerle iletişime geçmesi isteniyor. Normalde fotonik tarafında konuştuğumuz lazer teknolojisi hızlıca uzay tarafına geliyor ve radyo frekanslarına göre daha yüksek esnekliği sayesinde tercih edilebilir bir alternatif, ancak SpaceX, tüm bu uyduların da birbiri ile lazerle konuşmasını istiyor, dünyaya inen veri radyo frekansı üzerinden olsa dahi bu büyük bir esneklik demek.
Fırlatma avantajının diğer artısı ise manevra kabiliyeti, Starship sayesinde upmass denen taşıma kapasitesinin büyümesi, aynı zamanda LEO seviyesinde çok daha aktif hareket edebilen, düşmanca saldırılardan daha iyi kaçabilen, uzaydaki diğer devletlerin aktivitelerini daha erken farkedebilen ve uzaydaki tüm veriye hükmeden bir ekosistem kurabilecek kapasitede uydular fırlatabilecekler. V3 vurgusu bu açıdan çok önemliydi. Tahmin edersiniz ki tüm bu operasyon, devasa bir AI yazılım desteği istiyor, bu nedenle kiralanan kapasitenin bir süre sonra azalacağını, Groq modellerinin tamamen bu operasyonlarda kullanılacağı bir yapı bizleri bekliyor. Robotik, uzayda farklı yörüngelerdeki işgücünün yanı sıra dünyadaki üretim hatları için de çok kritik olacak.
Gelelim kısaca dün akşama, SpaceX, dün akşam en önemli vurgu olarak robotik tarafındaki yüksek koordinasyon ihtiyacının Starlink üzerinden sağlanacağını düşünüyor, bu sayede aslında aynı anda koordine çalışabilen bir robot ordusu olacak. AI, fiziksel tarafa dönüştüğünde bugün için konuştuğumuz Çin’in avantajlı olduğu hardware kısmının yanı sıra, yönlendirme tarafı da çok kritik olacak ve robotik model eğitimlerinde çok önemli olacak, bu eğitimlerin ve inference’ın uzayda yapılacağını artık söylemeye gerek yok sanırım. Rekabet olarak Çin hariç hiçbir rakip yok, Blue Origin hala yeniden kullanılabilir roket tarafında sürekli fırlatma yapamadı ve yapsa bile Starship’in yarısından daha az yük taşıyabilecek ve orbitale koyabilecek, Rocket Lab için hala yeniden kullanılabilir roketler proje aşamasında.
Sonuç olarak demem o ki, SpaceX, bence dünyanın en değerli şirketi olacak. Nvidia, AI’ın belirleyicisi ve ilerleticisi, ancak sahibi değil, Nvidia olmadan da bir şeyler yapmak mümkün ancak SpaceX, LEO alanında gerçek bir devlet olmuş durumda ve sahibi dersek sanırım abartılı olmaz. Artık SpaceX için Starship fırlatma temposunu izleyeceğiz ki Elon Musk ısı sorunlarının çözüldüğünü belirtti. Uyduların dayanıklılığının artması ve hafifletilmesi, kimyasal ve elektrikli motorların artıları ve eksileri gibi çok fazla metalurjik devrim uzay üzerinden bizleri bekliyor. SpaceX, tedarik hattında neredeyse tamamen dikey entegre bir yapı olduğu için, kurmuş olduğu tekel, eşi benzeri görülmemiş bir tekel desek yerinde. Diğer şirketlere de ihtiyaç var elbette, ancak bu savaş, başlamadan bitmiş bir savaş olabilir diye düşünüyorum.
Yakın zamanda AI’ın gerçekten nelere muktedir olduğunu ve gerçekten ne kadar ileri gidebileceğini bir yazıda anlatacağım, sonrasında uzay biraz daha hayal edilebilir olacaktır. SpaceX için alımlar başlayabilir.
Utku Oktay Acundeğer

















