Veri merkezlerinin teknik altyapı olarak birçok problemi var. Enerji tedariği, yeni tip çiplerin soğutması, farklı merkezlerin birbiri ile bağlanması, içerideki yüksek ve küçük ölçekli görevler arasında bağlantı kurulması gibi birçok mühendislik sorunu var. Bazen sorunları çözmek için kutunun dışından düşünmek faydalı oluyor. Bugün veri merkezleri tarafında gerçekten “kutunun” dışından, dünyanın dışından bahsediyoruz.
Uzay araştırmaları SSCB ve ABD arasındaki soğuk savaş döneminde de çok ciddi bir konu idi şimdi de öyle. Çin’in uydu ve roket sayısını arttırması sonucunda ABD içerisinde de çok fazla tartışmalar çıkmış hatta Elon Musk ve Trump’ın birbirine küstüğü ara dönemde Elon Musk SpaceX’in fırlatma sayılarını göstermiş, adeta ben olmasam Çin seni şu anda geçmişti mesajı vermişti. İkili arası bir düzelip bir kötüleşiyor ancak uzay konusunun artan önemi diğer birçok sektöre sıçrayarak devam ediyor.
Tartışmanın aslında çıkış noktası Jeff Bezos’un yatırımcısı olduğu Blue Origin şirketinin planları üzerinden çıkmıştı ancak biraz daha farklı bir ölçeğe çıkaranlar Nvidia ve Google oldu. Nvidia, geçtiğimiz haftalarda birden H100 çipini uzaya gönderdiklerini ve orada çalıştırdıklarını açıkladı, Google da ilk kez uzayda Gemini token’ı işlendiğini söyledi. Bunların üzerine geçtiğimiz günlerde Sundar Pichai (Google Ceo’su) yaptığı açıklamasında veri merkezlerini uzaya kurmanın çok mantıklı olduğuna dair uzun demeçler verdi ve birden TPU, Fed, Deepseek derken alttan alta bambaşka bir tartışma alanı açılmış oldu.
Burayı anlamak için neden SpaceX şirketinin 1,5 Trilyon USD değerlemeye layık görülme ihtimali olduğundan bahsedelim. Şirket bildiğimiz üzere büyük bir Starlink altyapısına sahip. Burada yapılan değerlemelerde hane halkının bütçesinin yüzde kaçını internet için harcayacağına bakarak ve kişi sayısına bakarak bir değerleme yapmak mümkün, burası zaten hızlıca artık ölçekleniyor ve bir takım yıldızı olarak Starlink faaliyetine devam ediyor. Dünyanın dışarısında kurdukları ağ ile uygular birbirine bağlı ve veri aktarımı yapıyor, burada yeni uydular sayesinde her geçen gün bant genişliği artıyor ve daha fazla kişiye hizmet veriliyor. Başlangıçta şirketin daha ucuz ve daha pahalı diye ayırabileceğimiz iki uçtan gelir yaratması bekleniyor, dağılımın ortası biraz daha geriden gelecek gibi. Peki şirketin bu altyapısı aslında neye hizmet ediyor? Yalnızca internet altyapısını değiştirmeye mi? Elbette hayır.
Şirketin bir de Starship projeleri var. Burası aslında bugün popüler olan Falcon-9’un büyük abisi konumunda. Falcon-9 dünyaya daha yakın ve Starlink benzeri projeler için tasarlanmış bir roket ancak Starship çok daha ağır ve büyük, onun ana amacı Mars, Ay gibi projelerde görev almak. Starship’in bir diğer görevi ise geri dönüştürülebilir olması yani tekrar görev alabilir bir tasarımda olması. Bu özelliği sayesinde her fırlatmanın marjinal maliyeti çok ciddi şekilde düşüyor olacak ve projeler çok daha hızlı ilerleyecek. Bugün bildiğimiz ana amaç, şirketin Mars’ta koloni kurması ve orada madencilik gibi birçok faaliyeti yerine getirmesi. Aslında Tesla’nın içerisindeki enerji batarya hattı da bir yandan buna hazırlanıyor. Sorunlardan bir tanesi ise Dünya’da çok sık sorduğumuz ancak bu bağlamda daha önce muhtemelen hiç sormadığımız bir soru; kim gidecek de çalışacak? Bunun cevabını Elon Musk Optimus olarak veriyor. Tüm işi orada robotlar ile yapmak niyetindeler. Bu projelerin 2040 yılı civarında ciddi şekilde ölçeklenmesi tahmin ediliyor ve aslında değerlemenin de ana çarpan etkisi buradan gelecektir.
Kolonileri konuşurken, artık veri merkezlerini de konuşmamız gerekiyor. Tüm bu projeler gerçekleşirken aslında bir yandan enerji tarafını eklemeliyiz. Solar Beam konsepti yıllar önce çıkmış ancak bu sene içerisinde biraz hareketlenmiş bir sektör. Aslında mantık çok basit, uzayda güneş paneli kuruyorsunuz ve buradaki enerjiyi dünyadaki panellere ışıma yolu ile iletiyorsunuz. Özel paneller kullanmak gerekiyor bu sürecin argesinde ancak tabi kayıp ne kadar olacak gibi sorular tam cevaplanmış değil. Tam burada veri merkezleri için ana soru geliyor, biz enerjinin ayağına gitsek nasıl olur?
Veri merkezlerindeki enerji sorunu zaten malum, uzaya çıktığınız da ise şöyle bir avantajınız var, solar paneller atmosfer görmediği için %80 civarında daha verimli güneş ışını alabiliyor ve dünyada olmadığınız için sürekli olarak güneş görebiliyorsunuz, yani batarya maliyetinden de kurtulma şansınız var. Bunu yapmanın ise farklı sorunları var, en önemlisi ise soğutma. Uydular gördüğümüz açık renkli paneller vardır, bu panellere radyatör deniyor. Radyatörlerin amacı yüzeydeki ısınmayı toplamak ve dağıtmak. Uzayda hava olmadığı için yaşanan bir ısınma elektronik devrelerde tamamen yüzeyde kalıyor ve dünyadaki gibi likit ya da hava ile soğutma pek mümkün değil. Bir veri merkezini soğutmak için kullanılacak radyatörlerin ise kilometre kare ile ölçülebilecek kadar geniş yüzeyleri olması riski konuşuluyor. Yani şu an için hadi çıkıyoruz denince çıkılacak bir konu değil fakat çalışmalar tam gaz devam ediyor ve birçok aşama da katedildi.
Toparlamak gerekirse, solar paneller üzerinden sürekli güneş gören veri merkezleri, bu veri merkezlerinin birbirleri ile uydular üzerinden bir takım yıldızı şeklinde ölçeklenebilmesi SpaceX’in çalışmalarına ve Starlink’in bugünkü altyapısına bakarsak hayal gibi durmuyor. Anlattıklarım bataryanın önemini yitirmesi anlamına gelmeyecek hatta oradaki enerjinin farklı şekillerde depolanması da birçok tartışmada kendisine yer buluyor. Soğutma gibi meselelerin de çözümler bulunursa şimdiden başlamış olan projelerin çizelgeleri öne çekilebilir.
Bu projelerde kritik ASTS, RKLB gibi şirketler direkt uzay ve telekomünikasyon bağlantıları ile kritik rol oynayacaklar ancak Intuitive Machines gibi aya gitme başarısı gösterebilmiş şirketler de var olmak isteyeceklerdir ve nasıl bir altyapı ile cevap verecekler merak ediyorum. Solar şirketleri için de enteresan bir kırılma olması muhtemel. Robotik için ise planların sadece evimizde bulaşık yıkamak olmadığını zaten görebiliyoruz ve robotik alanının kazananı kim olacaksa bu projeleri de mümkün hale onların getireceğini anlıyoruz. Robotik için de oldukça farklı bir döngü anlamına geliyor bu tartışmalar ve tabi ki ABD-Çin mücadelesi için de.
Tek bir şirket nedir diye sorulacak olsa bugün hem enerji hem robotik alanındaki projeleri nedeniyle Tesla olur gibi görünüyor. Şu anda SpaceX halka açık olmadığı Elon Musk ile özdeşleşen bu projelerde de onun adını geçirmemiz gerekli.
Hemen olacak projeler değiller ve 2040 bile belki erken tarihler ancak tüm bunları bugün konuşabilmemizin nedeni işlem gücü devrimi ve AI gelişmeleri. Uyduların birbirleri ile maksimum iletişim kurabilmesi ve “elektro mekanik altyapılar” denen süreçleri mümkün hale getirmesi, robotik tarafındaki hızlanma, batarya geliştirme süreçlerinde AI sayesinde verimlilik artışları. Pandora’nın Kutusu serisine arada geri dönmek faydalı olabilir.
Bu konuştuğumuz konuların bir de kuantum şirketleri gözündeki halleri var ancak onu başka bir yazıda konuşmak daha doğru olacak. Yeni teknolojiler çok hızlı geliyor ve esas işlem gücü- AI devriminin ne olduğunu daha iyi anlayacağımız günler yakın.
Utku Oktay Acundeğer


















