Savaşın ardından enerji güvenliğini ve jeopolitik olarak enerjinin nasıl konumlandığını tekrar düşündüğümüz günlerdeyiz. Ana anlatı her ne kadar ülkelerin artık daha fazla petrol envanteri tutacağı ve gümüş gibi bir stratejik varlık haline geldiği üzerinden yapılsa da petrol vadelilerine baktığımızda biraz belki şüphe etmeliyiz. Petrol vadeli kontratlarının uzun vadelerinde son seans sonrası bir düşüş izliyoruz ve aslında bir süredir petrol eğrisinde backwardation durumunun sertleşmekte olduğunu izliyoruz. Eğer piyasaların kısa vadede savaşın biteceğini değerlendirdiğini varsayıyorsak yaşanan kapasite kayıplarının bir sorun olacağı ve talebin yapısal olarak yükselmesi nedeniyle uzun vadelerin daha yükseliş kanadına yakın olduğunu görebilirdik, fakat doğalgazda gördüğümüzün aksine petrol tarafında kısa vadenin uzun vade ile farkını açtığını görüyoruz. Belki de piyasaların burada savaşın ardından çok daha kontrollü bir enerji ekosistemi olacağını fiyatladığını ve fiyatların daha az sarsıldığı bir döneme gireceğimizi düşünüyor olması ihtimal dahilinde. Kötü ihtimal ise piyasaların bu krizin ardından bir durgunluktan korkuyor olması ki bu durum henüz tahvil piyasaları tarafından tam olarak teyit edilmiş değil. Zaman içerisinde buradaki hikâyenin netleştiğini göreceğiz ve aslında hiçbir senaryonun çok büyük bir kamu desteği şoku olmadan enflasyon yaratma, faizleri yukarı itme gibi bir dinamik yaratmadığını göreceğiz.
Ancak bu yazının amacı bu konuyu tartışmak değil, yalnızca yenilenebilir enerjinin hemen doğalgazı oyun dışına atacağı gibi beklentilere muhalefet için yapılmış bir beyin fırtınasıydı. Gördüğümüz ana değişim, batarya, solar enerji gibi alanlarında uzay projeleri ile birlikte artık kalıcı bir değişim yaşaması. Artık hardware döneminin içerisindeyiz, teknolojinin ana itkisi hardware’lar, bu nedenle kapasite, alan kullanımı, performans metrikleri birçok endüstride tekrardan gündem olmuş durumda ve hem yapay zeka, hem uzay projelerinde malzemeleri daha çok zorlamak elzem oldu.
Örneğin grid teknolojisi, grid teknolojileri yıllardır atıl kalan, elektrik talebi ve tüketimi sakin seyrettiği için kendini geliştirmeye pek de ihtiyaç duymaya bir sektör olarak kaldı. Son yıllarda gördüğümüz sanayileşme savaşı ve veri merkezleri ise bu durumu tersine çevirmiş durumda ve grid’ler artık daha küçük, daha yüksek performanslı ürünler haline getirilmeye çalışılıyor. Sanırım burada hepimizin aklına aynı benzerlik geliyor, birçok endüstri artık çipler ile benzer hale geliyor. Daha küçük alan, daha yüksek performans ve daha yüksek verimlilik, çiplerin ana ürün değeri, artık hafıza ürünlerinin tüm aşamalarında aynı söylemlerin görüldüğünü izliyoruz. 3 boyutlu paketlemeler, birbiri ile daha yakın çalışan ekipmanlar hepsi eskiden TSMC için konuştuğumuz ancak artık SSD gibi ürünlerde popüler olmuş durumda. Bu sürecin temelini oluşturan Moore Kanunu, gridler de dahil her alanda kendisini gösteriyor ve çok farklı sektörlerde değer yaratımını dinamik hale getiriyor.
Peki bu isteğimize uygun hangi şirketler var? Spesifik bir konu elbette ve zamanla daha da net göreceğiz ancak ürün recycling ve yeni materyel kullanımında bazı dikkat çeken şirketler var gibi görünüyor.
Bataryalar ve solar paneller artık metalurjinin yarı iletkenler gibi en aktif olduğu sektörlerden bir tanesi olmuş durumdalar. Burada recycle eden şirketlere baktığımızda önemli değerler yaratılabilir ve maliyetler aşağı çekilebilir. Comstock ve Umicore, bu alanda değerlendirilebilecek oyuncular olabilirler. İki şirket de batarya ve solar panel geri dönüşümlerinde rol oynuyorlar ve gümüş gibi kıymetli metallerin geri dönüşümünde yardımcı oluyorlar. Gümüşün özellike maliyetlerinin yükselmesi ve “fiziksel sınırlara” takılınmış olunması, bu konuda farklı bir tema yaratılmasına izin verebilir. Comstock bilanço olarak çok parlak bir şirket değil ve borçları mevcut, yatırımlarının piyasa değerinin oldukça yüksek olduğuna inanan bir şirket oldukları için bu borcu pek dert etmiyorlar gibi görünüyor ancak piyasa defter değerinin 1,7 katını değerleyerek bu riski görüyor ve şirketten temasını kanıtlamasını istiyor. Comstock uzay da dahil bir çok alana el atmış bir şirket ancak şu anda ana temamız recycling ve kıymetli metaller tarafında.
Bir diğer şirket ise çok daha enteresan, HydroGraphe şirketi, Kanada borsasında yer alıyor ve şirket Graphene üretiyor. Grafitin tek atom kalınlığında ince versiyonu diyebileceğimiz bu ürün çok enteresan özellikleri olan bir malzeme. Üst düzey dayanıklılık ve iletkenlik, muazzam şeffaflık ve hepsine sahip olmasına rağmen çok hafif. Maliyeti nedeniyle ekonomik gerçekliği tartışmalı bir ürün olsa da Graphene, batarya gibi alanlarda çoktan kullanılmaya başlandı ve birçok farklı endüstride de kendisine yer bulma potansiyeline sahip. Son yaşanan satışlar sonrası şirket listelere alınabilecek bir konumda.
Bu şirketlere zamanla eklemeler yapacağız ancak recycling ve Graphene gibi özel metalurjik uğraşlar, gelecekte çok daha fazla karşımıza çıkacaklar. AI hikayesi çok cazip olmaya devam edecek ancak herşeyin yazılım olduğu dünyanın dışında, gerçek anlamda mühendislik savaşının başladığı, edimselliğin tavan yapacağı bir döneme girdiğimize inanıyorum. İzlemesi keyifli olacak.
Utku Oktay Acundeğer


















